Mangal Yapmanın Dayanılmaz Cazibesi

mangalın-cazibesi-ufkunu-katla

Türkiye’de ve dünyanın hemen her kültüründe mangal yapmaya karşı derin bir sevgi var. Vejetaryen ya da vegan değilse yani et yememeyi tercih etmemişse kimse mangalda pişmiş sulu bir et ya da balığa hayır demez. Bu yüzden bulduğumuz her fırsatta mangal yapmaya bayılıyoruz. Şöyle bir düşünün, bir yerlerden burnunuza mangal kokusu geldiğinde neler hissediyorsunuz? Bu koku -tabi ki çevrenizi saran bir bulut şeklinde değilse- tabi ki ağzınızın sulanmasına neden oluyordur.
Peki bütün insanlığın mangala olan bu karşı koyulamaz aşkının arkasında ne var? Aslında mangalla tanışmamız daha doğrusu mangal yapmaya başlamamız yaklaşık 1 milyon yıl öncesine dayanıyor. Bundan 1 milyon öncesine kadar diğer büyük maymunlardan çok bir farkımız yoktu. Türümüz 100 milyon tarihi boyunca ot, kök, yemiş, meyve, çiğ et vs. tüketerek geçirmişti. Beyinlermiz de o dönemde şimdiki kadar büyük ve gelişmiş yeteneklere sahip değildi. Ortalama bir maymundan biraz daha akıllı ve yetenekliydik.

Yaklaşık 1 milyon yıl önce ise aniden bir şey oldu ve çok daha akıllı hale geldik, daha becerikli ve daha kalabalık olduk. Çünkü artık ateşi kontrol edebiliyor ve istediğimiz gibi kullanabiliyorduk. Ateşimiz vardı, o dönemde bolca av hayvanı yani et de vardı. E ne duruyorduk? Etleri ve diğer yiyeceklerimizi pişirmeye başladık. Tencere tava kapkacak olmadığı için tabi ki etleri doğrudan ateşte pişiriyorduk. Yani mangal yapıyorduk. Mangal yapmak bizim ilk ve o zamanlar için ve sonrasında çok uzun bir dönem boyunca tek pişirme tekniğimizdi.
mangal-yapmak

 

Etleri pişirdikçe ateşe damlayan yağlardan ortamlara o bildiğimiz kokular yayılmaya başladı. Etleri pişirdikçe onları yememiz ve sindirmemiz kolaylaştı. Artık yediklerimizden daha iyi faydalanabiliyorduk. Böylece daha iyi beslenebiliyor ve hayatta kalıp üreyebiliyorduk. Kısaca söylemek gerekirse yiyeceklerimizi pişirmemiz hayatta kalmamız ve bugünkü halimize gelmemizde büyük bir rol oynadı. Bu süreçte mangalın kokusu ve mangalda pişmiş etin tadı beynimize kazındı.

İşte geldik işin evrimsel açıklamasına. Mangalı sevmemizde evrimin çok önemli bir numarası devreye giriyor. Evrim hayatta kalmamızı kolaylaştıran bazı şeyleri “güzel” bulmamızı sağlar. Zararlı şeyler ise korkutucu, tiksinç ya da kötü ver kaçınılması gereken şeylerdir. Örneğin yüksekten düşme korkumuz genetiktir. Yani yükseklik korkusunu edinmek için yüksekten düşmeyi deneyimlememiz gerekmez. Leş kokusunu da kötü ve tiksindirici buluruz çünkü çürüyen et potansiyel hastalık kaynağıdır ve ondan kaçınmamız gerekir. Ama bebeklerimizi severiz, eşlerimize düşkünüz, şekerli yiyecekleri sevmemiz de -en azından o dönemler için- şekerin süper bir besin ve enerji kaynağı olmasındandır.

 

Mangalla ilişkimiz de böyledir. Mangalda pişmiş etlere düşkünüz çünkü insani özelliklerimizi kazandığımız 1 milyon yıl boyunca mangal yaparak beslendik ve hayatta kaldık. Mangal besinleri sindirebilmemiz için çok önemliydi. Etlerini pişirenler daha iyi beslendi ve hayata daha iyi tutundu. Biz aslında etlerini pişirerek yiyen binlerce neslin mirasçıyız. Pişen et ve köze damlayan yağlardan yükselen o koku bizim için hayatta kalmanın anahtarıydı. Yüksekten düşmek nasıl bilinçaltımızda korkutucu bir durum olarak kodlanmışsa pişmiş etin lezzeti ve kokusu da bilinçaltımızda güzel-faydalı-doyurucu olarak kodlanmıştır.

Her piknikte mangal yakmaya heveslenmemizin, ocakbaşlarından vazgeçmeyişimizin, dünyanın neresinde olursak olalım kor ateşin üzerine bir balık ya da pirzola atmak isteyişimizin nedeni bu işte.

Bu güzel yazı için cinyus.com‘a teşekkür ederiz.

RelatedPost