Ölüm Hakkında 5 Şaşırtıcı Bilimsel Bulgu

“Gerçekte kimse bilmiyor ölümün ne olduğunu, insana verilen en büyük iyiliktir belki ölüm; ama en büyük kötülükmüş gibi korkuluyor ondan.” -Socrates

Ölüm üzerine yapılmış birçok araştırma vardır. Bu yazıda sizlere ölüm hakkındaki 5 bilimsel gerçek sunulmaktadır.

1. Ölü bir bedenin kokusu nasıl olur?

Ölüm kokusunun neye benzediğini tarif etmek oldukça zordur; fakat neredeyse herkes bu kokunun kötü olduğu konusunda hemfikirdir. İnsan vücudunun bozunması sırasında çıkan koku, 400’den fazla uçucu kimyasal bileşik içerir.

Bu bileşiklerin birçoğunu, hayvanlarla ortak olarak bulunduruyoruz. Fakat yapılan bazı araştırmalar şunu gösteriyor; insan vücudunun çürümesi sırasında, su ile reaksiyon verip alkol ve asit oluşturan organik bileşikler olan esterler açığa çıkıyor. Bu esterler hayvanlar içerisinden yalnızca insana özgüdür, ilginç olan ise, bu esterlere aynı zamanda özellikle çürümüş meyvelerde de rastlanıyor olmasıdır.

Adli tıpçılar ve morgda çalışan bilim insanları genellikle, ölü bedenlerin mide bulandırıcı derecede tatlı olarak koktuğunu tarif ederler. Artık bu kokunun neyden kaynaklandığını biliyoruz.

2. Öldükten sonra tırnaklar ve saçlar uzar mı?

Öldükten sonra saçlarımızın ve tırnaklarımızın en azından bir süre boyunca büyümeye devam ettiğini duymuşsunuzdur. Gerçekten de, özellikle kısa bir süre sonra açılan mezarlardaki bedenlerin saçlarının, sakallarının ve tırnaklarının uzadığı görülmüştür. Fakat bu tamamen bir göz yanılmasıdır.

Aslına bakılırsa öldükten sonra saçlar ve tırnaklar uzamaz. Bu yanılgıya kapılmamızın sebebi vücudun su kaybı yüzünden büzüşmesidir. Bu durum, saçları ve tırnakları daha uzun gösterir. Ölümden sonra, saç kökü ve deri altındaki tırnak matriksi canlı kalsa bile, saç ve tırnakların uzaması için hormonal sistem gereklidir. Bu nedenle öldükten sonra saçların ve tırnakların uzaması kesilir.

3. Telomer uzunluğu yaşam süresini etkiler mi?

Öncelikle kısaca telomer nedir ondan bahsedelim, çekirdekli organizmaların kromozomlarının uçlarında bulunan özelleşmiş DNA tekrar dizilerine telomer diyoruz.

Uzunca bir süre, hücrelerimizin uygun çevre şartları altında ölümsüz olabileceği ve sonsuza kadar kendini yenileyebileceği düşünülmüştü. Fakat 1961’e gelindiğinde bunun böyle olmadığı keşfedildi, hücreler 50 ila 70 bölünmeden sonra yenilenmeyi kesiyorlardı. Bu keşiften 10 yıl kadar sonra telomerlerin, her bölünme sonunda belli miktarlarda kısaldığı anlaşıldı. Telomer, belirli bir kısalığa geldikten sonra bölünme duruyor ve hücre ölüyordu.

O zamandan beri telomer uzunluğunun yaşam süresi hakkında öngörüde kullanılabileceği ile ilgili deliller daha da arttı. Eğer telomer uzunluğu yaşlanmayı kontrol ediyorsa, birkaç yüz yıl sonra yaşam süremizi istediğimiz kadar uzatmak mümkün olabilir. Bu konu üzerine araştırmalar hala devam etmektedir.

4. Ölüm korkusu yaşlandıkça azalır mı?

İnsanlar yaşlandıkça ölümden korkmasını beklersiniz değil mi? Yapılan çoğu araştırma gösteriyor ki ölüm korkusu 20’li yaşlarda en üst noktalarda iken, 60’lı ve 70’li yaşlara gelindiğinde bu korku ve endişeler minimuma inmektedir.

5. Ölüm hakkında düşünmek, bizi önyargılı yapar mı?

Son 25 yılda yapılmış 200’den fazla araştırma gösteriyor ki ölümü düşünmek insanları sembolik ölümsüzlüğe itiyor. Yani insanlar daha fazla çocuk sahibi olmak ve kendi isimlerini çocuklarına vermek istiyorlar. Ve bu kişiler kendi neslinin devamını yine kendi adıyla sağlamaya çalışmaktadır. Ayrıca yine ilginç bir şekilde, ölüm ile yüzleşince Tanrı ve ölümden sonra yaşam inancı, herhangi bir dine inanmayan insanlarda artış gösteriyor.

Bu ilginç yazıyı hazırlayan fizikist.com’a teşekkür ederiz!

Mutlaka Bakın Dediklerimiz