Türk Futbol Tarihinin Fantastik Geçmişi : Futbolcu Kaçırma

Transfer yerine futbolcuların “kaçırılması” ile sonlanan Türk futbol tarihinin efsanevi dönemine göz atmak istiyoruz.

Futbolcuyu kaçırıp saklayarak transferi garantilemek. Bugün bilmeyene anlattığınızda espri konusu yapılabilecek kadar absürt gelen ‘futbolcu kaçırma’ eylemi bundan 15 yıl öncesine kadar hiç yadırganmıyordu. Öyle ki son dönemlerde Türkiye futboluna damgasını vurmuş birçok isim bile o dönemlerde ya kaçırılan ya kaçıran ya da eyleme lojistik destek vermişti.

Hasan Vezir : Bilinen En Esaslı Kaçırmalardan

Türk futbolunun bilinen, ilk esaslı kaçırma hikayesi Hasan Vezir’e aittir. Meşhur 3-0’dan 4-3’lük maçta Fenerli olarak Galatasaray kalesine 3 gol sallayan Hasan Vezir, efsaneye göre bir gece eşiyle dondurma yemekten dönerken kapısını Galatasaray’dan geldiklerini söyleyen adamlar çalmış ve Hasan’ı arabaya attıkları gibi Yurdeşen Karahasan’ın Antalya’daki yazlığına götürmüşlerdir. Burada ricadan tehdite kadar varan bir dolu uygulama ve Karahasan’ın telefonlarıyla pes eden Hasan Galatasaray’a imzayı atmış, bunun üzerine o sezon başı göreve getirilen Alman hoca Sigi Held, (Galatasaray’dan önce 1990 Dünya Kupası elemelerinde Türkiye’nin gruptaki rakibi olan İzlanda milli takımının hocasıdır) Fotospor’a “Galatasaray kağıt üzerinde şampiyondur” demecini vermiş ama sezon sonunda Beşiktaş’ın 12 puan arkasında dördüncü olunca görevinden kovulmuştur. Ancak bu transferin daha önemli yanı Hasan’ın Galatasaray formasıyla Fenerbahçe karşısına çıktığı ilk maçta, Fenerbahçe ağlarını sarsmasıdır. Berbat geçen maçın 90. dakikasında kale sahası içinde topla buluşan Hasan topa kafasıyla dürtmüş ve Galatasaray o yıllarda genelde 5 gol yiyerek ayrıldığı Fenerbahçe maçlarından galibiyetle ayrılmıştır. İşte Yurdeşen Karahasan böyle bir adamdır.

hasan-vezir-ufkunu-katla

Karahasan’ın bir başka icraatı UEFA Kupası’nı kaldıran kadronun 2 önemli adamı (forvet hattı), Arif Erdem ve Hakan Şükür’ü kaçırmasıdır. Özellikle Hakan Şükür Torino’ya transferi belli olduğunda Şansal Büyüka’nın henüz başladığı Maraton programına çıkmış, elinde tuttuğu kağıt parçasıyla her zaman olduğu gibi Galatasaray yönetimin kırgın olduğunu, kendisini istemeden sattıklarını söylemiş (buna rağmen Torino’da çekilen FIAT reklam filminden paraları cebe indirirken kırgınlığını dizginlemiştir), programda Yurdeşen Karahasan’ın gitmeden önce kendisine yazdığı mektubu, Şansal Büyüka’nın büyük ısrarlarıyla yaşlı gözlerle okumuştur. Ardından Torino’dan “Rizzitelli’nin kendisine pas atmadığı ve çok yalnız olduğu” gerekçesiyle ayrılan Hakan’ı Türkiye’ye getiren yine Karahasan olmuştur.

Karahasan, bu kaçırma ekolünü öyle sağlamlaştırmıştır ki, bunu yıllar sonra Abramovich’in Chelsea’si dahi uygulamıştır.

– Hasan Vezir anlatıyor : “1988-89 sezonunda 103 golle rekor kırarak Fenerbahçe’de şampiyonluk yaşadık. Sezon bitmişti ancak Beşiktaş ile Türkiye Kupası final maçımız vardı. Ben Fenerbahçe’de kiralık oynuyordum, bonservisim ise Rizespor’daydı. Fenerbahçe’de kalmak istiyordum ama Galatasaray’dan da çok yoğun ve çok da cazip bir teklif vardı. Ağabeyimle o zaman Fenerbahçe futbol şube sorumlusu olan Metin Aşık’ın Kızıltoprak’taki ofisine gittik. Kalmak istediğimi, karşılığında da 650 milyon lira talep ettiğimi söyledim. Galatasaray ise 1 milyon 50 bin lira artı düğün masraflarımı ödeyecekti. Metin Aşık ile defalarca görüştük, ancak 550 milyondan fazla bir kuruş veremeyeceklerini söyledi. O gün de aynı şeyi söyleyince dışarı çıktım. Ergun Gürsoy aradı ve gazetecileri atlatıp Küçükyalı’da buluşalım dedi. O zaman Küçükyalı yolu üzerinde tünel vardı, arabayla tünelin içine girdi. Abim de yanımdaydı. Birkaç dakika sonra bir araba geldi, Ergun Abi ile Yurdaşen Karahasan vardı; “hemen atla arabaya, abin gelmesin” dediler. Bindim, arabayı Yurdaşen Abi kullanıyordu”Abi nereye gidiyoruz” dedim, “seni kaçırıyoruz” dediler. ‘Ben Fenerbahçe’ye Rizespor’dan kiralık gitmiştim. Lig bittiğinde mukavelem de sona ermişti ama sözleşmen bitse de o dönemde kulübün malıydık. Çok büyük paralar istemememe rağmen Fenerbahçe ile anlaşamadık. O zamanki yönetici Metin Aşık o parayı veremeyeceğini söyledi. Kendisiyle dört kez konuştum. Ergun Gürsoy ile Yurdaşen Karahasan da beni Galatasaray’a transfer etmeyi çok istiyordu. Fenerbahçe kandırır diye beni kaçırdılar.

Küçükyalı’da bir tünele çağırdılar. Abimle gittim. Ergun Gürsoy’a ‘Galatasaray’a gelirim’ dedim. Abimi gönderdiler beni alıp başka bir arabaya bindirdiler. Yavaş yavaş İstanbul dışına çıkmaya başladık. Epey bir süre gittikten sonra ‘Bu bizim namus meselemiz oldu, biz seni kaçırıyoruz’ dediler. ‘Yapmayın etmeyin, ben Karadenizliyim, sözüm sözdür’ dememe karşın beni Fethiye’ye götürdüler. Sabah gazetecileri çağırıp göstermelik bir imza attırdılar. Ama dört yıl çok büyük sıkıntı yaşadım. Hakkımda çok fazla şey söylendi ve çok tehdit edildim. Transferden üç gün sonra evlenecektim. Düğüne gittiğimde sıkıntıdan dudaklarım uçuklamıştı. Galatasaray adasındaki düğünümde bile bazı kendini bilmez taraftarlar gelip aleyhime tezahürat yaptı. Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi 1-0 yendiği maçta golü ben atmıştım. Fenerli taraftarlar evimi bastı, kapıcıyı bıçakladı. Allahtan evde değildik.’”

Tarık Taşgün Anlatıyor

tarik-dasgun-ufkunu-katla

Türk futbolunda fırtına gibi esen, 1995’te tarihin en yüksek bonservis bedellerinden biriyle Gençlerbirliği’nden Fenerbahçe’ye transfer edilen Tarık Daşgün, belki de kaçırılan son futbolcu oldu. Çok genç bir yaşta büyük takımların gözdesi haline gelen ve tecrübe kazanmadan Fenerbahçe’ye transfer olan Daşgün, bu kararının kendi kariyerini bitirdiği görüşünde. Şu anda Gençlerbirliği Süper Genç Takımı’nı çalıştıran Daşgün samimi itiraflarda bulundu

‘Kaçırma olarak söylendi hep ama ben kendi isteğimle gittim. O zamanlar transfer olurken belli bir tarihte imza atılıyordu ve o tarihe daha 15 gün vardı. Fenerbahçe yöneticileri o tarihe kadar başka bir kulüple anlaşmamam için beni Ankara’dan İstanbul’a getirdi. İmza atana kadar hiç ortaya çıkmadım. Ama hiç tecrübem olmadan büyük bir camiaya gidince psikolojim bozuldu. Kendimi farklı bir hayata kaptırdım ve neticede kendi kariyerimi kendim bitirdim. O zamanlar bizim menajerimiz ya da yol gösterecek kimsemiz de yoktu. Benim transferimi Ali Şen, Vefa Küçük ve Şadan Kalkavan’la beden eğitimi öğretmenim konuştu.’

Fatih Terim’i havaalanından ben kaçırdım

Tahkim Kurulu Eski Başkanı Türker Arslan, 40 yılı aşkın bir süre futbol dünyasının içinde idareci olarak çeşitli görevlerde bulundu. Halen CAS (Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi) hakemliği ve Milli Olimpiyat Komitesi Yönetim Kurulu üyeliği yapan Arslan, Türk futbol tarihindeki birçok tartışmalı olayın bizzat tanığı oldu. Hatta Tahkim Kurulu Başkanı olarak o olaylarla ilgili kararların altına imza attı. Spor hukuku konusunda en yetkin isimlerden biri sayılan Arslan, Türk futbolunda transferler konusunda yaşananları değerlendirdi.

‘Kuralları en çok yöneticiler çiğniyor’ diyen Arslan, ‘Türkiye’de futbolcu kaçırma olayları o günün şartlarında çok yapılırdı ve normal karşılanırdı. Hatta ben de idareciyken sporcu kaçırdım’ diyerek yaşananları şöyle anlatıyor:

“1973’te Fatih Terim Adana Demirspor’da oynuyordu. Ama biz onu Galatasaray’a almak istiyorduk. Ümit Milli Takımı’yla Romanya’dan döndü. Daha evvelden imzaladığı bir sözleşme vardı ve Adana’ya giderse o sözleşmeyi noterde ibraz edeceklerdi. Havaalanında bekledik uçağın inişini. Bu arada Adana Demirsporlu yöneticiler de vardı onu almaya gelen. Önce ben gördüm Fatih’i ve ‘Seni almaya geldim’ dedim. Aynı gün Fenerbahçe de Engin’i kaçıracaktı. Onu kaçırmasın diye de tedbirler alınmıştı. Engin’i değil ama Ali Yavaş’ı kaçırdı Fenerbahçeliler. Fakat Ali onlardan kaçmayı başarıp Galatasaray’a geldi. Türkiye’de transferler böyle film gibi yürüyordu.

kaçırılan-futbolcular-ufkunu-katla

Semih Yuvakuran O Günleri Anlatıyor

Futbola Bursaspor’da başladıktan sonra 1985 yılında Galatasaray’a transfer oldu. 1992 yılına kadar sarı kırmızılı forma altında ter döken Semih, daha sonra olaylı bir şekilde Fenerbahçe’ye transfer oldu. Sol bek olarak A Milli Takım formasını da uzun yıllar giyen Semih Yuvakuran, bir çok kez Türkiye’nin en yakışıklı futbolcusu seçildi. Rakip oyuncuya çift dalma hareketini futbol sahalarına kazandıran Semih, yıllarca konuşulan 1992 yılındaki Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinde top çizgiyi geçti mi geçmedi mi tartışmalarının da bir numaralı kahramanıdır.

“Kaçırmak nedir, adamı isteksiz, gönülsüz götürmektir ama benim Fenerbahçe’ye kaçırılmam kendi isteğimle oldu. Nasıl kaçırdılar, tekrar Galatasaray’a dönmeyeyim diye kaçırdılar. Çünkü gazetelerde haberler çıkmaya başlamıştı ‘Semih Fener’de’ diye. Bunu duyan Galatasaraylı yöneticiler gelip aklımı çelebilirdi işte böyle bir durumdan çekinen Fenerbahçeli idareciler de beni kaçırdılar. O zamanki başkan Metin Aşık’ın sürat teknesine bindirdiler beni iki hafta ortadan kaybettiler. Nuri Bey diye biri vardı onun evine götürdüler, orada bir hafta kaldım çok sıkılmıştım, eşim vardı eşimi de getirmelerini istedim ancak izimizi bulurlar diye bu isteğimi geri çevirdiler. Sonra bir hafta da Fransız köyü vardı oraya gittik. Köyde de bir tane Türk yoktu yine çok sıkılmıştım. Daha o zaman transfer mevsimi başlamamıştı, transfer dönemine kadar iki hafta kaçak hayatı yaşadım.”


Bu absürt yönteme daha da absürt bir bakış açısı ile bakan bu Zaytung haberi‘nin sizi eğlendireceğini umuyoruz.

Kaynaklar : 1234